Neden Yurt
Birlikte Ders Çalışmak Beyinde Neyi Değiştirir?
Birlikte ders çalışmak beyni nasıl değiştirir? Anlatarak ve birbirini sınayarak öğrenmenin bilimini ve doğru ortamın neden fark yarattığını öğren.
Saat gece on bir. Masana kapanalı üç saat oldu. Aynı paragrafı dördüncü kez okuyorsun ama gözün satırların üstünden kayıp gidiyor, kafanda hiçbir şey tutunmuyor. Tek başına, sessizce, altını çize çize... Kulağa en verimli çalışma buymuş gibi geliyor. Oysa birlikte ders çalışmak, çoğu öğrencinin sandığının aksine, beynini bambaşka ve çoğu zaman daha güçlü bir moda sokar.
Baştan bir şeyi söyleyelim: mesele "kalabalık her zaman iyidir" değil. Yanlış masa seni batırır da. Ama doğru insanlarla doğru şeyi yaptığında, beyninde tek başına asla tetikleyemediğin birkaç mekanizma devreye girer. Bu yazının sonunda birine anlatmanın ve birbirini yoklamanın beyninde neyi değiştirdiğini, bunun neden yalnız tekrardan iyi iş gördüğünü ve masayı işe yarar hale getirmek için nelere dikkat etmen gerektiğini bileceksin.
Birine anlatacağını bilmek beynini baştan kurar
2014'te Memory & Cognition dergisinde John Nestojko ve ekibi basit ama çarpıcı bir deney yaptı. Bir gruba "bu metni birazdan sınavda göreceksin" dediler, öteki gruba "bunu birazdan başka bir öğrenciye anlatacaksın". Sonra ikisini de aynı sınava soktular. Kimse aslında kimseye bir şey anlatmadı; tek fark, çalışırken kafalarındaki beklentiydi.
Sonuç net çıktı. Anlatacağını sanan grup metni daha çok hatırladı, daha düzenli hatırladı, özellikle de ana fikirleri. Neden? Çünkü birine anlatacağını bildiğinde beynin bilgiyi farklı işliyor. Yığmak yerine iskeletini arıyorsun: "Bunun özü ne, önce neyi söylemeliyim, biri 'niye' diye sorarsa ne cevap veririm?" Bu, ezberden çok daha derin bir işlem. Bilgi kafana bir liste gibi değil, bir harita gibi yerleşiyor.
Buna psikolojide "protégé etkisi" deniyor. Stanford'dan Catherine Chase ve ekibinin 2009'daki çalışmasında öğrenciler bir konuyu bilgisayardaki sanal bir "öğrenciye" öğretti. İlginç olan şu: çocuklar kendileri için çalışırken bu kadar uğraşmazken, sözde öğrencileri için çalışırken belirgin biçimde daha çok emek verdi. Araştırmacılar bunun bir sebebini "ego kalkanı" olarak açıklıyor: bir şeyi anlamadığında suç sadece sende değil, öğrencinde de olabilir. Bu his, hatanı savunmaya geçmeden kabul etmeni ve düzeltmeni kolaylaştırıyor. En çok da not ortalaması düşük öğrenciler kazandı; anlatma göreviyle çalışınca aradaki fark kapandı.
Birbirinizi sınamak hafızayı yeniden yazıyor
Yalnız çalışırken en sık yaptığın şey ne? Muhtemelen okumak, tekrar okumak, altını çizmek. Kulağa mantıklı geliyor ama hafıza böyle çalışmıyor. Bilgiyi kafana koymak değil, kafandan geri çekip çıkarmak onu güçlendiriyor.
Bunun en bilinen kanıtı Jeffrey Karpicke ve Henry Roediger'in 2008'de Science dergisinde yayımladığı çalışma. Öğrencilere yabancı kelime çiftleri öğrettiler. Bir grup bunları tekrar tekrar çalıştı, öteki grup ise tekrar tekrar kendini yokladı, yani sınadı. Bir hafta sonra herkese aynı test verildi. Kendini sınayan grup kelimelerin yaklaşık %80'ini hatırladı. Sadece tekrar okuyan grup ise ancak üçte biri civarında kaldı. Aynı süre, aynı içerik, iki kat üstünde bir sonuç.
İşte birlikte çalışmanın gizli motoru burada. İki kişi ders çalışırken doğal olarak birbirine soru sorar: "Bu formül niye böyle?", "Şunun tanımını söyle bakalım." Her soru, bilgiyi arkadaşının kafasından zorla çekip çıkarır. Sinirbilim tarafında olan şu: bir anıyı geri çağırdığında beyin onu kısa süreliğine "oynanabilir" hale getirir ve tekrar sabitlerken güçlendirir; bu işte hipokampüs ve beynin ön bölgeleri birlikte çalışır. Yani birbirini yoklayan iki öğrenci, farkında olmadan hafızanın en güçlü aracını kullanır. Tek başına ders kitabına bakarken bu neredeyse hiç olmaz.
Anlatınca kör noktaların ortaya çıkar
Tek başına çalışmanın sinsi bir tuzağı var: bildiğini sanma yanılgısı. Bir konuyu üçüncü kez okuduğunda her şey tanıdık gelir, tanıdık gelince de "tamam, bunu biliyorum" diye geçersin. Oysa tanımak, bilmek değildir. Sınavda o soru karşına çıkınca boşluğu fark edersin, ama iş işten geçmiştir.
Birine yüksek sesle anlatmak bu yanılgıyı anında kırar. Michelene Chi ve ekibinin çalışmaları, kendi kendine ya da başkasına açıklama yapmanın anlamayı belirgin biçimde derinleştirdiğini gösteriyor. Sebep basit: bir konuyu cümleye döktüğünde, tam da "burayı aslında ben de tam bilmiyormuşum" dediğin yerde takılırsın. Kafanın içinde her şey akıcıyken, ağzından çıkarken duraklaman sana eksik halkanı gösterir. Arkadaşının "dur, orayı anlamadım" demesi ise bedava bir kalite kontrolüdür. Tek başına çalışırken seni durduracak, "emin misin?" diyecek kimse yoktur.
Ama her masa işe yaramaz
Dürüst olalım: birlikte çalışmak sihirli bir düğme değil. Yanlış grupta iki saat sohbete, telefon açmaya, birinin notlarını sessizce kopyalamaya döner. Herkesin sadece izlediği, kimsenin gerçekten düşünmediği bir masa, tek başına çalışmaktan daha kötüdür. Sosyal çevrenin çalışma alışkanlıklarını nasıl şekillendirdiğini sosyal çevre ve başarı yazısında ayrıca ele alıyoruz.
İşe yarayan masanın üç özelliği var. Benzer hedefli insanlar (sınavı olan bir masada oyun konuşulmaz), gerçek bir alışveriş (biri anlatır, öteki sorar, sonra rol değişir) ve düzenli bir zemin (dikkati dağıtmayan, sessiz, çalışmaya ayrılmış bir ortam). Bu üçü olmadan bilim de işlemez. Zaten düzenli bir ortamın odağa etkisi tek başına bile devasa bir fark yaratır; üstüne doğru insanları koyduğunda katlanır.
Birlikte ders çalışmak için doğru zemin
Bütün bu mekanizmalar bir şeye bağlı: yanında anlatabileceğin, seni yoklayacak, "orayı bir daha söyle" diyecek birinin olması. Tek başına tuttuğun bir evde bu neredeyse imkânsızdır. Kapıyı kapatıp masaya oturursun, ama karşında ne soru soracak biri vardır, ne de anlatınca kör noktanı gösterecek. Evin kendi rahatlığı var, orası ayrı; ama akran öğrenmesinin motorunu tek başına çalıştıramazsın.
Nerede yaşadığın bu yüzden küçük bir ayrıntı değil, çalışma zemininin ta kendisi. İyi bir yurt ortamı, bilimin işe yaraması için gereken üç şeyi hazır sunar: benzer hedefli bir akran çevresi, gün içinde kolayca kurulan ortak masalar ve çalışmaya ayrılmış sessiz alanlar. Ulu Çınar'da ortak çalışma alanları tam da bunun için var; koridorun ucundaki arkadaşın hem senin dinleyicin, hem seni yoklayan kişi olabiliyor. Uykunu koruman kadar, kiminle ve nerede çalıştığın da yarınki notunu belirliyor; uykusuzluğun beyne etkisini merak edersen ona da bakabilirsin.
Ulu Çınar'ın çalışma ortamını yerinde görmek istersen yurdu gez, yer ayır ya da aklına takılanı bize yaz. Karar senin; biz sadece zemini sağlam kurmana yardımcı oluyoruz.
SSS
Birlikte ders çalışmak mı, yalnız çalışmak mı daha iyi? İkisi de gerekli. Yeni bir konuyu ilk kez sindirmek çoğu zaman sessiz, yalnız bir çalışmayla olur. Ama pekiştirme, tekrar ve zayıf noktaları bulma aşamasında birlikte çalışmak öne geçer; çünkü anlatmak ve birbirini sınamak hafızayı yalnız tekrardan daha çok güçlendirir. En iyisi ikisini sırayla kullanmak.
Grup çalışması dikkati dağıtmaz mı? Yanlış grup dağıtır. Farkı yaratan şey grubun kalitesidir: benzer hedefli, gerçekten soru soran ve çalışmaya ayrılmış sessiz bir ortamda buluşan bir masa dağıtmaz, tam tersine odağı artırır. Sohbete kayan bir masadansa yalnız çalışmak daha iyidir.
Kaç kişi ideal? Genellikle iki ile dört kişi arası en verimlisidir. Bu aralıkta herkes hem anlatan hem soran olur, kimse arkaya saklanamaz. Kalabalıklaştıkça bazıları sadece izleyiciye döner ve o "geri getirme" avantajı kaybolur.
Kaynaklar
- Nestojko, J. F., Bui, D. C., Kornell, N., & Bjork, E. L. (2014). Expecting to teach enhances learning and organization of knowledge in free recall of text passages. Memory & Cognition, 42(7), 1038–1048. https://link.springer.com/article/10.3758/s13421-014-0416-z
- Chase, C. C., Chin, D. B., Oppezzo, M. A., & Schwartz, D. L. (2009). Teachable agents and the protégé effect: Increasing the effort towards learning. Journal of Science Education and Technology, 18(4), 334–352. https://link.springer.com/article/10.1007/s10956-009-9180-4
- Karpicke, J. D., & Roediger, H. L. (2008). The critical importance of retrieval for learning. Science, 319(5865), 966–968. http://psychnet.wustl.edu/memory/wp-content/uploads/2018/04/Karpicke-Roediger-2008_Sci.pdf
- Chi, M. T. H., de Leeuw, N., Chiu, M.-H., & LaVancher, C. (1994). Eliciting self-explanations improves understanding. Cognitive Science, 18(3), 439–477. https://ablconnect.harvard.edu/self-explanation-think-alouds-research
- Retrieval practice ve hafıza güncellemesi (hipokampüs / medial prefrontal korteks): https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC7272192/
